CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI MUHARREM ERKEK’İN BASIN AÇIKLAMASI (26 MART 2018)  
26.03.2018
14730
Yazı Boyutu: A- A+

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI MUHARREM ERKEK’İN BASIN AÇIKLAMASI

(26 MART 2018)

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.

Alınan karar doğrultusunda, bundan sonra pazartesi günleri toplanacak MYK’nın basın açıklamasını, Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan’ın yurt dışında bulunması nedeniyle Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek yaptı.

Genel Başkan Yardımcısı Erkek basın açıklamasında şunları söyledi:



Çok değerli basın mensupları, Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Ülkemizin, halkımızın ve dünyanın önemli gündem maddelerini değerlendiriyoruz.

Öncelikle; Rusya’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangın sebebiyle şu an itibariyle 64 kişinin yaşamını yitirdiğini öğrenmiş bulunuyoruz, Rusya’nın acısını paylaşıyoruz, yaşamını yitirenlerin ailelerine ve Rusya Federasyonuna başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Çok değerli basın mensupları, Türkiye’nin bütün temel sorunlarında olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi sorunların çözümü için, demokratik tavırlar için, mücadele için Türkiye’nin her köşesinde. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi, satılması, peşkeş çekilmesiyle ilgili dün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın Başkanlığında milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz Trakya’daydı, Lüleburgaz’daydı. Bugün Niğde’deler, Perşembe günü Eskişehir’de olacaklar. Perşembe günü tam 22’nci ili ziyaret etmiş olacağız ve her gittiğimiz yerde şeker fabrikalarında çalışan işçilerle, sendikalarla, şeker pancarı üreticileriyle, sivil toplum örgütleriyle ve halkla birlikte önemli bir direniş gösteriyoruz. Çünkü şeker fabrikalarının vatan olduğunu ve vatanın da satılamayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ayrıca nişasta bazlı şekere hayır diyoruz. Yine çocuklarımıza zehir yedirilmesine hayır diyoruz. Bunun için her zaman olduğu gibi, her önemli sorunda olduğu gibi halkla birlikte mücadelemizi sürdürüyoruz.

Değerli basın mensupları, sorunumuz tabi yalnızca şeker pancarında değil, tarımın her alanında ciddi sorunlarımız var. AK Parti döneminde maalesef her alanda büyük bir dışa bağımlılık sağlandı. Yani Türkiye maalesef bağımsızlığını neredeyse kaybetti tarımda, enerjide. 24 Mart’ta kömürün başkenti Zonguldak’ta Enerji Politikaları Birimimiz tarafından Taşkömürü Çalıştayını gerçekleştirdik. Ve bu çalıştayda daha önce yaptığımız önemli konulardaki çalıştaylarda olduğu gibi konunun uzmanlarıyla, emekçilerle, sivil toplum örgütleri temsilcileriyle bir araya geldik. Bu çalıştay raporunda da vurgulandığı gibi enerjide de maalesef büyük bir dışa bağımlılıkla karşı karşıyayız. Doğalgazda Rusya’ya bağımlıyız, Rusya nükleer santral ihalesiyle beraber, nükleer santral projesini de gerçekleştirdikten sonra enerjide Rusya’ya bağımlılığımız yüzde 70’leri aşacak. Düşünebiliyor musunuz Türkiye enerjide yalnızca bir ülkeye bu kadar büyük oranda bağımlı hale gelirse acaba biz yerlilikten, millilikten bahsedebilir miyiz? Yarın Rusya’yla yaşayacağımız herhangi bir sorunda, herhangi bir krizde acaba doğalgaz vanaları kapatılırsa Türkiye’de yaşamın duracağını biliyor muyuz? Tüm bu gerçeklere rağmen damat Berat Albayrak milli enerjiden ve maden politikalarından bahsedebiliyor. Herhalde cehaletten kaynaklansa gerek.

2017 yılında enerji ithalatı için ödediğimiz rakam 37 milyar dolar. Ama Man Adasında, Malta Adasında kendi ülkesinde vergi ödememek için, ya da yasadışı gelirlerini gizlemek için şirket kuranlar; şeker fabrikalarını cumhuriyetin kaleleri olan, vatan olan şeker fabrikalarını satmak isteyenler ülkemizi her alanda tarımda, enerjide dışa bağımlı hale getirenler, hiçbir zaman millilikten ve yerlilikten bahsetmesin, çünkü samimi olmuyor.

Ekonomi maalesef can çekişiyor demokrasimiz gibi. Dolar 4 lira, Euro 5 lira ve benzin de son zamlarla 6 lira oldu. Ama AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan bunları konuşmak yerine maalesef tuvalet için ödediğimiz paradan bahsediyor. Geçmişte 1 milyon lira ödüyormuşuz, şimdi 1 lira ödüyormuşuz.

Bakın, kısa vadeli borçlarımız ve cari açık nedeniyle bir yıl içinde ödememiz gereken 225 milyar dolar borç var. 225 milyar dolar kısa vadede ödememiz gereken. Dolar kurundaki her bir kuruşluk artışın maliyetini kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Türkiye maalesef bir felakete sürükleniyor. AK Parti döneminde 2002’den bu yana işsizlik ortalamasına bakın çift hanelidir. Ve en son açıklanan da işte işsizlik de yüzde 11. Üniversite mezunu her 4 gençten biri işsiz ve genç işsizlik oranı maalesef yüzde 20.8. 2017 yılında ilk kez genç işsizlerin sayısı 1 milyonu aştı ve son 4 yılda kapanan işyeri sayısı tam 430 bin. Her 100 kişiden 47’si kayıt dışı. Hiçbir sosyal güvenlik kurumuna bağlı değil her 100 kişiden 47’si. Türkiye’nin maalesef içinde bulunduğu tablo ve gerçekler bunlar. Bu tabloda yalnızca ve yalnızca yandaşlar mutlu, maalesef işte son dönemde de yaşıyoruz tosuncuklar mutlu, ama vatandaş, işçi, memur, esnaf, kobiler, iş dünyası, işçiler, emekçiler herkes mutsuz. Çünkü özgürlüklerden uzaklaştık, çünkü eğitim kalitemiz çok düştü, çünkü akıl ve bilimden uzaklaştık ve her şeyden önemlisi adaleti, hukuk devletini ortadan kaldırdık.

Dünyanın bir gerçeği var değerli basın mensupları, özgürlük yoksa, eğitim yoksa, adalet yoksa kalkınma da yok, ekonomik büyüme de yok. 2002 yılında iktidara geldiğinde “yasaklarla mücadele edeceğiz” diyenler bugün maalesef internette de OHAL’i uygulamaya koyuyorlar. İşte internette de, RTÜK’ün sanki artık RTÜK Recep Tayyip Erdoğan Üst Kurulu olarak çalışıyor. Bütün ülkedeki kurullar, kurumlar gibi internete de yasaklar, denetimler geliyor. Sosyal medyada da özgürlükler büyük oranda kısıtlanıyor. Geçen hafta yargıda Kuzey Kore uygulamalarını yaşadık, şimdi de internette maalesef Kuzey Kore uygulamalarıyla karşı karşıyayız. Yargının, mahkemelerin, yargıçların ve savcıların ağır bir baskı altında olduğunu biliyoruz. Her geçen gün tahkim edilen saray rejimi, tek adam rejimi egemenliği şahsileştirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti devletini bir şahıs devleti haline getirdiği için yargı da ciddi ve ağır bir baskı altında. İşte onun için yabancı yatırım da gelmiyor, onun için ekonomik verilerde her geçen gün daha olumsuz bir tabloya sürükleniyor. Onun için mutlu değiliz ve onun için ülkemizde huzur yok.

OHAL, 20 ay oldu OHAL bağımlısı bir iktidarla karşı karşıyayız. 12 Eylül darbe hukukunun ürünü olan ve bir demokrasi ayıbı olan OHAL’e sarılmış ve onunla yürüyen bir iktidar adaleti de yok etti.

Değerli basın mensupları, devletin temeli adalet çürürse işte o zaman devletin bekası gerçek anlamda tehlikeye girer. Bin yıldır bu coğrafyada her zaman büyük sorunlarla uğraştık. 40 yıldır terörle mücadele ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve bu büyük millet bu sorunları her zaman aşar, her zaman bu mücadeleyi verir. Ama adalet kaybolursa, adalet temelinden sarsılırsa işte o zaman çocuklarımıza ileride bırakacak bir vatan ve devlet olmayabilir. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi her şey adaletle mümkündür; istiklal, istikbal her şey adaletle mümkündür ve bugün maalesef adalet çürümüş durumda. Onun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidara geldiğimizde önce hukuk devletini yeniden tesis edeceğiz. Yargıyı yürütmenin etkisinden kurtaracağız. Hakimler Savcılar Kurulunda Adalet Bakanı ve Müsteşar olmayacak. Hakimler Savcılar Kurulunda yürütmenin başkanlığı, baskısı olmayacak. Anayasada yargıç güvencesi gelecek ve hukuk devleti kuvvetler ayrılığının en önemli unsuru olarak bağımsız ve tarafsız yargı tesis edilecek. Bunu yapmak zorundayız. Bunu çocuklarımızın geleceği için, bu memleketin tüm güzel çocuklarının geleceği için, demokrasimiz için, ekonomimiz için, her şeyimiz için yapmak zorundayız. OHAL rejiminde demokrasi ve hukuk askıda. 45 günde OHAL’i kaldıracağız diyenler bugün 20 ay bittiğinde OHAL nedeniyle de ekonominin can çekiştiğini görüyor. Çünkü demokrasi can çekişiyor, demokrasiyle birlikte adalet de, ekonomi de can çekişiyor. OHAL KHK’ları ile suçlu, suçsuz demeden binlerce insan ciddi mağduriyetlere sürüklendi. Başbakan Binali Yıldırım bile “OHAL KHK’ları ile hiçbir soruşturma olmadan, hiçbir inceleme olmadan insanlar ihraç edilirken biz yanlış mı yapıyoruz, doğru mu yapıyoruz şu anda bilmiyoruz” demişti. Yaşla kuru birlikte yanıyor. Darbeye teşebbüs edenler, darbe teşebbüsüyle illiyet bağı olanlar devleti ele geçirmek amacıyla kadrolaşma planı içerisinde olanlar zaten en ağır cezalarla karşılaşacaklar. Zaten çoğu tutuklu, çoğu yargılanıyor. Ama siz insanları hiçbir soruşturmaya ve incelemeye tabi tutmadan sivil ölüme terk edemezsiniz. Adalet sapla samanı ayırmak zorundadır. Kimin gerçekten illiyet bağı var, kimin yok bunu ayırmak zorundadır. Bugün hakkında soruşturma açılan, ancak takipsizlik kararı verilen yani hiçbir delil bulunmayan kamu görevlileri dahi mesleklerine, görevlerine iade edilmiyor. Çünkü artık bu OHAL düzeni FETÖ’yle mücadeleyi aştı tüm muhalefeti bir tasfiye sürecine dönüştü. FETÖ’yle hiçbir illiyet bağı, iltisakı olmayan binlerce insan farklı düşündükleri için iktidar gibi, saray gibi düşünmediği için maalesef üniversitelerden, memuriyetten, görevlerinden ihraç edilmiş ve aileleriyle birlikte giderilmesi imkansız mağduriyetlere sürüklenmiş durumda. Siz FETÖ ile hukuk devleti çerçevesinde mücadele etmezseniz, o zaman işte FETÖ’nün ekmeğine yağ sürersiniz. Zaten mücadele edemiyorsunuz, FETÖ’yle gerçek anlamda mücadele edilse AK Parti kadrolarının yarısından çoğunun başka yerlerde olması gerekirdi. Bizce bir KHK da kendileri için çıkartsınlar. Evet bir KHK çıkartsınlar ve sarayda oturan AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan başta olmak üzere kendilerini de bu görevlerden ihraç etsinler. Belki o zaman FETÖ’yle mücadelede belli bir noktaya gelinebilir. Bugün parası olan, dayısı olan AK Partinin tepe noktalarında, sarayda arkası olanlar kurtuluyorlar, garibanlar cezaevinde. Adalet tecelli etmiyor değerli basın mensupları. Bunun mücadelesini de ciddi bir şekilde vereceğiz.

Ve bu OHAL tablosunda maalesef iş dünyası da, emek dünyası da, esnaflar da, çiftçi de, herkes isyan ediyor. Çünkü bu OHAL tablosu artık ülkeyi bir uçuruma sürükler noktaya geldi. OHAL ivedilikle kaldırılmak zorundadır. Bu OHAL rejimine, bu demokrasiyi ve hukuku askıya alan rejime, bu keyfilik düzenine derhal son vermelidir. OHAL keyfi bir düzen olmamakla birlikte, bu iktidar tarafından maalesef hukuk dışı keyfilik düzenine dönüştürülmüştür. Onun için bizim mücadelemiz demokrasi mücadelesi diyoruz. Onun için bizim mücadelemiz hak, hukuk, adalet mücadelesi diyoruz.

Nişasta bazlı şekere sevdalı olanlar, OHAL’e sevdalı olanlar, özgürlüklere düşman olanlar değil, demokrasi kazanacak diyoruz değerli basın mensupları. Önümüzdeki yerel seçimlerde ve genel seçimlerde, yani 2019’da 1919 ruhuyla demokrasi kazanacak. O zaman bağımsızlık mücadelesi verildi, bugün demokrasi mücadelesi veriliyor ve biz mutlaka cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandıracağız. Bunu bu memlekette demokrasiye inanan, adalete inanan, huzura inanan milyonlarla birlikte, milletimizle, halkla birlikte gerçekleştireceğiz.

Çok teşekkür ediyorum. Soru varsa alabiliriz, yoksa müsaadenizi isteyeceğim.

Soru- Efendim sabah saatlerinde AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal’ın açıklamaları oldu CHP’den gelen yüzde 60 oy alınacağına dair açıklamalara ilişkin. “CHP’nin söylemsizliği ve siyasetsizliği böyle bir şeyin gerçekleşmesini hayalden ibaret” diyor Sayın Ünal. “Ana Muhalefet Partisi şu anda ciddi anlamda kan kaybediyor, aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş” ifadesini kullanıyor ne dersiniz?

Muharrem ERKEK- Sayın Mahir Ünal kendi partisini tanımlamış. Teşekkür ediyorum yani gerçekten cevap verilmeye değer mahiyette bir açıklama bile değil.

Soru- Efendim Sayın Erdoğan dün il kongresinde CHP’ye yönelik olarak “dünyanın en çapsız muhalefeti” dedi. Esad’la ilgili söylemleri var, “Esad’a gösterilen ilginin, alakanın Türkiye’ye hiçbir şekilde gösterilmediğini CHP tarafından” söyledi. Buna ne dersiniz, ilk sorum bu müsaadenizle. İkinci sorum da yine AK Partili Metiner “garip gurebayı unuttuk” diyor Metiner. “İktidar hepimizi değiştirdi” diyor. “Kim değişmedim diyorsa yanlış söylemdir” der. Yorumunuz ne olur?

Muharrem ERKEK- İlk sorunuza cevap vereyim müsaadenizle. Biz Ana Muhalefet Partisi olarak Türkiye’nin en temel sorunlarına karşın çok ciddi çözüm önerileriyle ciddi ve yapıcı bir muhalefet gerçekleştiriyoruz. Ama maalesef çok çapsız bir iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye zaten ondan bu ağır sorunları yaşamaya devam ediyor. Bakın Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü, ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL, OHAL sürecinde gerçekleştirilen 16 Nisan 2017 referandumu. O referandum günü Yüksek Seçim Kurulunun açıkça kanuna aykırı kararıyla şeklen yürürlüğe sokulan anayasa değişiklikleriyle saray rejimi, tek adam rejimi tahkim edildi, egemenlik şahsileşti. Yaşadığımız tüm sorunların temelinde bu yatıyor. Kuvvetler ayrılığı yıkıldı, demokrasi yıkıldı. Onun için son derece çapsız, öngörüsüz, basiretsiz bir siyasetle karşı karşıyayız.

Sayın Metiner’in söylemleri önemli. İşte derler ya bozuk saat bile arada doğruyu gösterir diye. İşte adalet olmayınca maalesef hiçbir sorununuzu çözemezsiniz. Sayın Şamil Tayyar, ardından Metiner… Evet, iktidar yozlaştırıyor, mutlak iktidar mutlak yozlaştırıyor ve özellikle FETÖ’yle mücadelede ve her türlü mücadelede adaletten saptığınız, hukuk devletinden uzaklaştığınız için bu mücadelede de maalesef başarıya ulaşamıyorsunuz.

Soru- Geçtiğimiz hafta Erdoğan’ın iki farklı açıklaması oldu. Birinci Boğaziçi Üniversitesinde yaşanan olaylara ilişkin olarak komünistlerin okumalarını engelleyeceğiz yönünde bir açıklaması oldu. Hem olayları nasıl değerlendirirsiniz, hem Cumhurbaşkanının bu sözlerini. Bir de metal yorgunluğundan bahsetmişti daha önce Afrin’de bir dirilişi başlattık dedi. AK Parti için bu sözleri kullanması da tartışmalara neden oldu. O konuyla ilgili yorumunuzu alabilir miyim?

Muharrem ERKEK- Teşekkür ediyorum. Bizim bildiğimiz kadarıyla ve milletimizin de bildiği kadarıyla metal yorgunluğu AK Partinin kendi içindeki bir yorgunluk. Bu açıklama, yani “biz metal yorgunluğunu Afrin harekatıyla birlikte dirilişe çevirdik” açıklaması çok talihsiz bir açıklama. Şehitlerimize büyük saygısızlık, onu vurgulamak istiyorum. Afrin harekatı Türkiye’nin bir harekatıdır herhangi bir siyasi partinin harekatı değildir. Afrin şehitlerimizi de bu vesileyle bir kez daha rahmetle, minnetle anıyoruz.

Boğaziçi Üniversitesindeki olaylar son derece üzücüdür. Öncelikle şunu söyleyeyim, üniversitelerde, bilim yuvalarında, okullarda her türlü şiddete karşıyız. Boğaziçi üniversitesinde birileri Afrin şehitlerimiz için lokma da dağıtabilir, bu çok doğaldır. Biz de dağıtıyoruz, herkes dağıtıyor. Bu tip etkinliklere müdahale edilmesini asla doğru bulmuyoruz. Ama bu müdahale sebebiyle siz üniversite öğrencilerini, toplumu ayrıştırma gayretine girmemelisiniz. Anayasamızda güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden en önemlisi herkesin vicdan ve kanaat hürriyetine sahip olduğudur. Bir insan komünist de olabilir, kapitalist de olabilir, sosyal demokrat da olabilir, liberal demokrat da, muhafazakar demokrat da olabilir. Çünkü insanlar düşünce ve vicdan hürriyetine sahiptir ve hiç kimse düşüncesinden ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Ve hiç kimseye hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan terörist, vatan haini diyemezsiniz. Anayasamızın 15. maddesinin son cümlesinde vurgulandığı gibi “suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” Devletin en tepesindeki bir kişinin üniversitedeki bir olayı bahane ederek toplumu bu derece ayrıştırması, kutuplaştırması, insanları düşüncelerinden dolayı, görüşlerinden dolayı, ideolojilerinden dolayı ötekileştirmesi ve yok etmeye çalışması bize toplumsal barışı getirmez.

Ama bir kez daha vurguluyoruz Afrin harekatı ve Türkiye’nin mücadelesi bir siyasi partinin, bir kişinin mücadelesi değildir. Suriye’de çok uzun yıllardır yürütülen yanlış dış siyaseti bizim ordumuz kanıyla, canıyla büyük bedeller ödeyerek düzeltiyor. FETÖ’yle birlikte bu iktidar Türk Silahlı Kuvvetlerimize, ordumuza kumpaslar kurmasına rağmen, o kumpaslar ile demokrasiye bağlı, bu vatana bağlı yurtsever subaylar hiçbir suçları olmadığı halde yıllarca cezaevinde tutulmasına rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarsızlaştırılmasına rağmen Silahlı Kuvvetlerimiz dimdik ayaktadır. O yüzden ordumuza müteşekkiriz ama bu mücadelelerin ve Afrin’in oy uğruna iç siyasete malzeme edilmesini de şiddetle kınıyoruz.

Soru- Bir cumhur ittifakı var, yerelde olmayacağı söyleniyordu, ama bazı bölgelerde güçlü adayın desteklenmesi şeklinde bir ittifak olabileceğini söyledi AKP’yle MHP arasında. Nasıl değerlendirirsiniz?

Muharrem ERKEK- Cumhur ittifakı halkın ittifakı değil, birinin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi, diğerinin de barajı aşabilmesi, meclise girebilmesi için yapılmış bir ittifak. Bu ittifak parti yönetimleri arasında tavanda olabilir, ama maalesef tabanda toplumun vicdanında yer bulmuyor. Ama yerelde de, genelde de dilediği ittifakları yapmakta herkes serbesttir. Ama biz her zaman şunu söylüyoruz, demokrasi ittifakı kazanacak.

Çok teşekkür ediyorum.